İŞÇİ ALACAKLARI BAKIMINDA DA İHTİYATİ HACİZ MÜMKÜN 9 Mart 2020

İŞÇİ ALACAKLARI BAKIMINDAN DA İHTİYATİ HACİZ MÜMKÜN

Ülkemizin içinde bulunduğu mevcut ekonomik koşullarda işverenlerin işçilerine, işten ayrıldıktan sonra hak ve alacaklarını ödemek konusunda zorluk çıkardığı, işçilerine ödeme yapmamak konusunda çeşitli yollara başvurduğu görülmektedir. Örneğin işverenlerin, ekonomik krizi ileri sürerek işçilerine yapacağı ödemeleri mümkün olduğu mertebe öteleme amacına gidildiğine, elindeki parayı son ana kadar tutma saikiyle davrandığına çokça rastlanılmaktadır.

Ülkemizin gerçekten ekonomik sıkıntılar yaşadığı gerçektir, eminiz ki işverenler de bu sıkıntıları yakinen hissetmektedir. Ancak duruma işçi açısından bakıldığında durum daha vahim olabilir. Zira işini kaybetmiş ve büyük olasılıkla hemen yeni bir iş bulamamış, maaşı olmayan, evine ekmek götürmek zorunda olan bir kişinin, bir gün dahi beklemeye tahammülü yoktur, hak ettiği alacaklarının hemen ödenmesini talep etmesi son derece doğaldır.

Makalemizin konusu gerçekten ödeme güçlüğü çeken işverenlerden daha çok, yukarıda bahsedildiği üzere ödeme yapabilecek kapasitede olmasına rağmen ekonomik krizi bahane ederek işçilerine ödemelerini ötelemeye çalışan işverenler olduğu unutulmamalıdır.

Bu kapsamda belirtilmelidir ki, işverenlerin mevcut ekonomik koşullar nedeniyle işyerini kapatma, işçilerine veya diğer alacaklarına ödeme yapmama adına mal kaçırma eylemlerinde bulunma olasılığı söz konusu olabilir.

Böyle bir durumda borçlunun alacaklısından mal kaçırma ihtimaline karşı hukukumuzda düzenlenen en etkili tedbir yolu İhtiyati Haciz müessesesidir.

İhtiyati Haciz, hızlı, işverene tebligat dahi yapılmasına gerek duyulmadan işleyen, geçici hukuki koruma sağlayan bir haciz prosedürüdür. Buna göre para alacakları özelinde, görevli ve yetkili mahkeme kararıyla, mevcut veya ileride açılacak icra takibinin neticesinde alınması muhtemel meblağların güvence altına alınması mümkündür. İşbu para alacaklarına, uygulamada sıkça rastlanılan kambiyo senetlerine bağlı alacakların yanı sıra işbu makalemizin konusunu oluşturan işçi alacakları da dahildir.

İcra İflas Kanunu (İİK) m. 257’de düzenlenen İhtiyati Haczin, hangi şartlarda istenebileceğine kısaca değinecek olursak;

İİK, ihtiyati haciz talebini alacağın muaccel olup olmamasına göre ikiye ayırmıştır. Buna göre alacağın vadesi gelmiş (muaccel) alacaklar için aranan şartlar;

  1. Uyuşmazlık tarafları arasında bir para alacağı söz konusu olmalı,
  2. Alacağın rehinle teminat altına alınmamış olmasıdır.

Vadesi gelmemiş alacaklar için de ihtiyati haciz talep edilmesi mümkündür. Bunu için de,

  1. Borçlunun belli bir yerleşim yerinin olmaması
  2. Borçlunun yükümlülüklerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemesi, kaçırması veya kendisinin kaçmaya hazırlanması yahut kaçması ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması hallerinin varlığı halinde de ihtiyati haciz kararı verilmesi mümkündür.

Buna karşın, ihtiyati haciz hukukumuzda istisnai olarak uygulanan geçici bir tedbir yöntemi olup İş Hukuku ve işçi alacakları anlamında uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum değildir.

Bu nedenle yalnızca yukarıdaki şartların sağlanması İş Hukuku kapsamında ihtiyati haciz talebinizin kabul edilmesi için yeterli olmayacaktır. Yukarıdaki şartlara ek olarak Yargıtay önemli bir hususa daha değinmektedir. Bu da İHTİYATİ HACİZDE YAKIN İSPAT KOŞULUDUR. Başka bir deyişle, muaccel bir alacağınızın varlığını yaklaşık, kuvvetle muhtemel bir delille ispatlayabiliyorsanız ihtiyati haciz talebinizin kabulüne karar verilebilir.

Zira Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 06.06.2013 tarihli 2013/8868 E. 2013/12083 K. sayılı ders niteliğindeki kararında aynen;

“ (…) Ancak kanun koyucu bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlardan bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumundan ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu gözardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özel de ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken haksız olma ihtimalide dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle yaklaşık ispat yeterli görülmüştür. Bu çerçevede aslında ispat ölçüsü bakımından bir yenilik getirilmemekle birlikte, Yaklaşık ispat kavramı kullanılarak doktrinde kabul gören ifade tasarıya alınmış, ayrıca burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.(HMK'nın 390. Madde Gerekçesi)”

Şeklinde hüküm kurulmuştur.

İlgili kararın sonuç kısmı da şu şekilde düzenlenmiştir;

“Somut olayda haksız bir fiile dayalı olarak bir zararın meydana geldiği açıktır. Sadece maluliyet oranı ve kusur durumu çekişmelidir. Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında tazmin yükümlülüğü olay tarihi itibariyle muaccel hale gelir. Bu durumda geçici hukuki koruma yollarından biri olan ihtiyati hacizde yakın ispat koşulu gerçekleşmiş olup mahkemece davacı işçide meydana gelen yaralanmanın niteliği, dava değeri ve ihtiyati haciz istemi gözetilerek İİK'nun 257/2. fıkrasına göre tedbirde orantılılık ilkesine uygun biçimde ihtiyati haciz isteminin kabulü gerekirken yetersiz gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”

Her ne kadar ilgili Yargıtay kararı iş kazası geçiren bir işçinin tazminat talebine ilişkin olsa da elinde yeterli, kuvvetli ve ihtiyati hacze yakın ispat koşulunu sağlayan delili bulunan işçilerin alacakları kapsamında da bu karar verilmektedir. Ofisimizin bu doğrultuda yürüttüğü çok sayıda ihtiyati haciz dosyası mevcuttur.

Bu açıklamalar, ilgili Yargıtay kararı ve tarafımızca yürütülen halihazırdaki dosyalardan edindiğimiz tecrübe ışığında belirtmek isteriz ki,

  • İşçinin işten çıkartılırken elinde muaccel alacağı olduğuna dair yeterli, yaklaşık, kuvvetle muhtemel, yakın bir delili varsa (örneğin, işverenle imzalanmış ve işçi alacaklarını gösteren ancak ödenmeyen ibraname, kıdem tazminatı bordrosu ve benzeri belge…)

  • İşvereninin mal kaçırma şüphesi varsa (örneğin, şirketin ekonomik durumu iyiye gitmiyorsa, çok sayıda işçi çıkartılıyor, yeni işçi alımı yapılmıyorsa, adres değişikliği yapılıyorsa, işyerinde küçülmeye gidilmişse, işçilerin maaş ödemelerinde aksaklıklar varsa ve benzeri nedenler…)

bu halde İş Mahkemesi’nden ihtiyati haciz talebinde bulunularak, mahkemenin vereceği kabul kararıyla birlikte işverenin iş yapmakta olduğu kurum ve kuruluşlardaki hakkedişlerine, banka hesaplarına, taşınır ve taşınmaz mallarına ihtiyaten haciz konulabilir.

Görevli İş Mahkemesi yapacağı inceleme neticesinde alacak tutarının %10 ila %15’i tutarında nakit teminat veya teminat mektubunun dosyaya sunulmasına karar verecektir. Ardından İhtiyati Haciz kararının uygulanacağı icra dosyasının kesinleşmesi ile birlikte söz konusu teminat yatırana iade edilmektedir.

Makalemizin faydalı olduğunu umarız ve bu konuda hukuki yardım almak isteyenlerin bizimle iletişime geçebileceğini belirtmek isteriz.

Saygılarımla,

Av. Cavit YÖNER