ALZHEİMER HASTA YAKINLARININ YAŞADIKLARI HUKUKİ SORUNLAR WEBİNAR ONLİNE SEMİNER SORU VE CEVAPLAR 11 Haziran 2020

 

ALZHEİMER HASTA YAKINLARININ YAŞADIKLARI HUKUKİ SORUNLAR

WEBİNAR ONLİNE SEMİNER SORU VE CEVAPLAR

06 HAZİRAN 2020

                                       

1)       Öncelikle yaşlılık ve hukuk konusunu değerlendirecek olursanız, hukuk sistemimizde yaşa bağlı sorunlar yaşayan vatandaşlara yönelik kanun düzenlemeleri var mı? Hukuk sistemimizin yaşlılık özelinde hak temelli sorunlara yaklaşımı nasıldır?

 

Esasında yaşlılık genellikle olumsuz algılanıp yaşlıların fiziki ve ruhsal durumlarının zayıfladığı düşünülse de yaşla birlikte kişinin bilgi ve tecrübesinin arttığı ortadadır. Bu durum kanuni düzenlemelerde de göz önünde bulundurulduğu görülmektedir. Örneğin bildiğiniz üzere TBMM İç Tüzüğü’nün 8. Maddesine göre Yasama Döneminin ilk oturumundan başlayarak Meclis Başkan’ı seçilinceye kadar en yaşlı Milletvekili Geçici Başkanlık görevini yapar. İkinci derecede en yaşlı üye de, Başkanvekilliği görevini yerine getirir.

 

Ancak pek tabii, fiziken ve mental anlamda yorulmuş, yaşları ilerlemiş kişilerin hukuken korunması Sosyal Devlet İlkesi’nin bir getirisidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün de belirttiği üzere,

 

“Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır.”

 

Bu çerçevede, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Sosyal Güvenlik Bakımından Özel Olarak Korunması Gerekenler” başlıklı 61. Maddesindeki düzenleme şu şekildedir;

 

“Yaşlılar Devletçe korunur. Yaşlılara devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar kanunla düzenlenir”

 

Yine Anayasa’nın 104. maddesinde de

 

“Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiştir.

 

Ayrıca 2022 sayılı “65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz Ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkındaki Kanun,” yaşlıların hukuken ve devlet tarafından korunması amacıyla çıkartılmıştır.

Bunun yanı sıra Türk Ceza Kanunu’nda yaşlıların korunmasına yönelik birtakım düzenlemeler de mevcuttur. Buna göre,

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 50. maddesinde; “Fiili işlediği tarihte 65 yaşını bitirmiş bulunanların bir yıl veya daha az süreli hapis cezası birinci fıkrada yazılı seçenek ve yaptırımlardan birine çevrilebilir” hükmünü taşır.

 

Bunun gibi 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 110. Maddesinde;

 

a) Kadın veya 65 yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları altı ay,

b) Yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları bir yıl,

c) Yetmiş beş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hüküm veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir”

 

hükmü yer almaktadır.

 

Keza Askeri Ceza Kanunu’nun 47/A maddesinde; “hüküm zamanında yetmiş yaşına girmiş olanların mahkûm oldukları bir seneden az hapis cezaları tecil olunabilir” hükmü getirilmiştir.

 

Bunların yanında, az önce belirttiğim Sosyal Devlet İlkesi’nin bir yansıması olarak devlet yardımı, yaşlılık aylığı, sosyal yardımlar, sağlık yardımları gibi pek çok düzenleme hukukumuzda yer almaktadır.

 

Uzun yıllar çalışmış olan ve sigorta primlerini ödeyen yaşlılar için düzenlenmiş devlet yardımı da bilindiği üzere yaşlılık sigortası, halk dilinde emekliliktir.

 

Son düzenlemeler ışığında emeklilik için doldurulması gereken sigortalılık süresi, yaş ve prim günü tablosunu internet üzerinden arzu edenler bulabilir.

 

2)       Konu Alzheimer Demans olduğunda en çok merak edilenlerden biri de Vasilik. Öncelikle Vasilik nedir?

 

Vasilik veya hukuki olarak daha doğru bir ifadeyle vesayet kavramı, velayet altında bulunmayan küçüklerin veya birazdan açıklayacağım bazı ergin kişilerin kişisel ve maddi menfaatlerini korumak amacıyla Medeni Kanun kapsamında düzenlenen hukuki kurum olarak tanımlanabilir.

 

Vasi ise bu hukuki kurum kapsamında küçük veya kısıtlılara mahkeme tarafından atanmış temsilcidir.

 

3)  Vasilik ile kısıtlama kararı ayrı şeyler midir? Varsa vasilik ile kısıtlama kararı arasındaki ayrımı açıklayabilir misiniz?

 

Medeni Kanun’a göre vesayeti gerektiren haller

 

·       Yaş küçüklüğü ve

·       Kısıtlanma

 

Olarak ikiye ayrılmıştır.

 

Yaş küçüklüğü TMK 404. Maddesi’nde düzenlenmiştir. Buna göre Medeni Kanun uyarınca velayet altında olmayan 18 yaşından küçük her birey vesayet altına alınmak zorundadır.

 

Kısıtlama; ise TMK 405 ve devamı maddelerinde tek tek sayılmıştır. Buna göre;

 

-          Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı (Yani bu sebeplerle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır),

-          Savurganlık, Alkol veya Uyuşturucu Madde Bağımlılığı, Kötü Yaşam Tarzı, Kötü Yönetim (kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açan ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olan ya da başkalarının güvenliğini tehdit eden her ergin kısıtlanır),

-          Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza (Hapis Cezası) (Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır),

-          Kişinin Kendi İsteğiyle Kısıtlanması (Yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir).

 

Sorunuza gelirsek, görüldüğü üzere, vesayet ile kısıtlılık kararı esasında iç içe geçmiş konular. Kısıtlılık, vesayet kararı alınması için gerekli durumlardan bir tanesidir. Vesayet içerisinde, yaş küçüklüğünü de barındırır ancak kısıtlılık vesayet altına alınan ergin kişiler için Medeni Kanun’da kullanılan terimdir. Vesayet altına alınan ergin olmayan kişilere Kanun, küçük terimini kullanır.

 

4)    Vasilik alınmasının vasi olan kişiye bazı işlemleri yapabilme yetkisi verdiğini biliyoruz ancak bu konudaki kanuni sınırlar nelerdir? Vasinin yetki alanı dışındaki konular nelerdir?

 

a)     Şimdi şunu ifade edeyim Vasi, Vesayet altındaki küçüğün veya kısıtlının kişiliği ve malvarlığı ile ilgili bütün menfaatlerini korumak ve hukukî işlemlerde onu temsil etmekle yükümlüdür.

 

b)    Vasiliğe atanma kararının kesinleşmesi üzerine vasi tarafından yönetilecek malvarlığının defteri tutulur.

 

c)     Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur.

 

d)    Vasi, görevini ağır surette savsaklar, yetkilerini kötüye kullanır veya güveni sarsıcı davranışlarda bulunur ya da borç ödemede acze düşerse, vesayet makamı tarafından görevden alınır. Vasinin görevini yapmakta yetersizliği sebebiyle vesayet altındaki kişinin menfaatleri tehlikeye düşerse, vesayet makamı kusuru olmasa bile vasiyi görevden alabilir.

 

e)     Vesayet altındaki kişinin menfaati gerektirirse değerli şeylerin dışındaki taşınırlar, vesayet makamının vereceği talimat uyarınca, açık artırma ile satılır. Hâkim, özel durumları, taşınırın niteliğini veya değerinin azlığını göz önüne alarak pazarlıkla satışa da karar verebilir. Vesayet altındaki kişinin kendisi veya ailesi için özel bir değer taşıyan şeyler, zorunluluk olmadıkça satılamaz.

 

f)       Vesayet altındaki kişinin kendisi veya malvarlığının yönetimi için gerekli olmayan paralar, faiz getirmek üzere, vesayet makamı tarafından belirlenen millî bir bankaya yatırılır veya Hazine tarafından çıkarılan menkul kıymetlere çevrilir. Paranın yatırılmasını bir aydan fazla geciktiren vasi, faiz kaybını ödemekle yükümlüdür.

 

Vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesinin iznine tabi birkaç hukuki işlem örneği vereyim;

 

1.             Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak kurulması,

2.             Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya diğer hak ve değerlerin alımı, satımı, devri ve rehnedilmesi,

3.             Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri,

4.             Ödünç verme ve alma,

5.             Kambiyo taahhüdü altına girme,

6.             Bir yıl veya daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması,

7.             Vesayet altındaki kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması,

8.             Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması,

9.             Mal rejimi sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının devri sözleşmeleri yapılması,

10.        Borç ödemeden aciz beyanı,

11.        Vesayet altındaki kişi hakkında hayat sigortası yapılması,

12.        Çıraklık sözleşmesi yapılması,

13.        Vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna yerleştirilmesi,

14.        Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi.

 

Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izninden sonra denetim makamı olan Asliye Hukuk Mahkemesinin da izni gereklidir:

 

1.             Vesayet altındaki kişinin evlât edinmesi veya evlât edinilmesi,

2.             Vesayet altındaki kişinin vatandaşlığa girmesi veya çıkması,

3.             Bir işletmenin devralınması veya tasfiyesi, kişisel sorumluluğu gerektiren bir ortaklığa girilmesi veya önemli bir sermaye ile bir şirkete ortak olunması,

4.             Ömür boyu aylık veya gelir bağlama veya ölünceye kadar bakma sözleşmeleri yapılması,

5.             Mirasın kabulü, reddi veya miras sözleşmesi yapılması,

6.             Küçüğün ergin kılınması,

7.             Vesayet altındaki kişi ile vasi arasında sözleşme yapılması.

 

5)      Vasilik işlemleri nasıl ilerler? Kararlar ne kadar sürede sonuçlanmaktadır?

 

Vesayet kararı için, kısıtlının veya küçüğün yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesi yetkili ve görevlidir. İlgili mahkemeye başvuruda bulunarak, vesayet talebinde bulunulur.

 

Mahkeme re’sen yapacağı inceleme neticesinde konu özelinde kısıtlının varsa raporlarını ilgili hastanelerden sevkini talep eder, incelemesini yapar, yapacağı duruşmada vasi olmak isteyen davacının beyanlarını alır ve kararını verir. Bu süreç dava konusu olaydan olaya değişmekle birlikte 3 ila 6 ay arası bir süreyi öngörmekteyiz.

 

6)  Bildiğiniz üzere bakım konusu pahalı bir alan ve finansal olarak bakım veren kişileri zor durumda bırakabiliyor. Bu durumda vasiler bu bakım masrafları için hastanın mal varlıklarını kullanabilir mi ya da vasi atanmış kişiler hastalarının bakım ihtiyaçlarını hastaların banka hesaplarını kullanarak finanse edebilir mi?

 

Kısıtlının bakım ihtiyaçları, elzem konulardan olduğundan, vasiler yukarıda belirtildiği üzere bir defter tutmak suretiyle kısıtlının banka hesaplarını kullanarak, yapılan harcamaları kaydederek bakım masraflarını buradan karşılayabilir.

 

Söz konusu defter yılda 1 kez, vesayet makamı olan ve kararı veren Sulh Hukuk Mahkemesi’nin incelemesine sunulmaktadır.

 

Hemen bu noktada bir açıklama yapmak gerekiyor. Zira vesayet altındaki kişinin malının bulunmaması veya düzenlenecek deftere göre mevcut malları ile gelirinin ihtiyaçlarına yetmeyeceğine vesayet makamı tarafından karar verilmesi hallerinde, vasinin defter tutma ve hesap verme yükümlülüğü yoktur. Dolayısıyla mahkeme ilamında buna yönelik bir karar alınmaktadır.

 

Vesayet altındaki kişinin sonradan meydana gelen kazanımlarıyla mal ve gelir sahibi olması nedeniyle mallarının ve gelirinin ihtiyaçlarına yeter dereceye ulaşması halinde, vesayet makamı bir kararla defter tutmayan vasiye defter tutma ve gerekiyorsa hesap verme yükümlülüğünü, defter tutmakta olup hesap vermeyen vasiye de hesap verme yükümlülüğünü yükler.

 

7)     Aile içinde bakım söz konusu olduğunda sorumluluk sıklıkla tek bir aile bireyine kalıyor ancak vasilik söz konusu olduğunda kardeşler veya eşler arasında ihtilaflar çıkabiliyor. Sizin bu ihtilafların çözümüne ilişkin önerileriniz neler olabilir?

 

Haklısınız, bu hususta ihtilaflar çıktığını gözlemliyoruz. Ancak bunun da vasi atanmak isteyen kişinin bu konudaki eksik veya yetersiz bilgisinden kaynaklandığını düşünüyorum. Zira az önce belirttiğim üzere vasilik görevi, son derece sıkı denetime tabi, keyfi işlemleri engelleyen, vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesi ve hatta bazı durumlarda ayrıca Asliye Hukuk Mahkemesi ile birlikte yürütülen ve vasinin de kusurlu davranışları olması halinde şahsi sorumluluğuna gidilerek kısıtlının zararlarını karşılama durumunun ortaya çıkabileceği son derece ciddi bir kurum.

 

Dolayısıyla bu hususlar vasi atanmak isteyen kişiye veya aileye anlattığımız takdirde ihtilafların sona erdiğini de görmekteyiz. Hatta bazı durumlar da vasi atanma isteyen kişilerin geri adım attıklarına şahit olduk. Zira vasilik görevi, kısıtlının malvarlığını keyfi olarak harcamaya veya şahsi menfaatleri uyarınca kullanmaya yol açan bir müessese değildir.

 

8)     Aile içi çatışmalara yol açan bir diğer konu ise miras paylaşımı. Özellikle teşhisten sonra bu konu vasilik ile birlikte daha tartışmalı bir hal alabiliyor. Öncelikle bu sorunların önüne nasıl geçilebilir? Bu konudaki önerileriniz nelerdir?

 

Miras, vesayetten çok daha farklı ve bence ayrı bir seminer konusu olabilecek kadar uzun bir konu.

 

Ancak yine de belirtmekte fayda var, özellikle aile içerisindeki kişilerin, akrabaların, “ben filancanın bakımını şu kadar süredir yürütüyorum, bana şu araziyi miras bırakmış veya bankadan şu kadar para aktarmış çok mu?” tarzındaki beyanlara sıkça rastlıyoruz

 

Buna karşın kısıtlama kararı alınan, vesayet altına alınan bir kişinin miras sözleşmesi yapması, başkasına miras bırakması ancak vesayet makamının onayının ardından Asliye Hukuk Mahkemesi’nin de izninden sonra geçerli olabilir. Dolayısıyla bu şarta uymadan gerçekleştirilen işlemlerin geçerli olamayacağını, iptalinin ilgililerce mahkemeden talep edilebileceğini lütfen unutmayınız.

 

Av. Cavit YÖNER