BİTTER DERGİ ŞUBAT/10.YIL SAYISI RÖPORTAJ 6 Temmuz 2020

ÇEKİŞMELİ BOŞANMA NEDİR? BU DAVALAR YILLARCA SÜRER Mİ?

Çekişmeli boşanma, taraflar arasında boşanma ve/veya nedenleri konusunda uyuşmazlık olduğunda gündeme gelmektedir ve bu davalar genelde uzun sürer. Bazen müvekkillerimiz veya danışan kişiler “boşanmayacağım, mahkemelerde sürünsün” ya da “boşanmayı kabul etmez, süründürür” diye gelirler.

Aslında, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı ve/veya çeşitli nedenlerle eşlerin ortak yaşamı sürdüremediği hallerde evliliğin devamında ısrar etmek bireyleri, aileyi ve nihayet toplumu olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle “evlilik mutlak iyidir ve korunmalıdır” ya da “boşanma mutlak kötüdür” demek doğru olmaz. Eşler ve varsa çocukların sağlıklı ve mutlu bireyler olarak yaşamlarını sürdürmesi hem taraflar hem de toplum açısından esastır. Nitekim evlilik birliğinin devamında korunmaya değer bir yarar kalmadığı halde davalı eşin boşanmamak için direnmesi “hakkın kötüye kullanımı” olarak nitelendirilmekte ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde de kabul görmemektedir. Yani mahkemelerde süründürmenin de hukuki sınırı var diyebiliriz.   

“ÖTEKİ KADIN DAVASI” VEYA “SEVGİLİ TAZMİNATI” OLARAK BİLİNEN DAVA NEDİR? YASAL DAYANAĞI VAR MIDIR?

Evlilik birliği eşlere sadakat yükümlüğü getirir ve bazen aldatılan eş boşanma ve -şartları varsa- tazminat talep etmenin yanı sıra eşinin birlikte olduğu 3. kişiye karşı da dava açmak, tazminat talep etmek veya bu kişinin de bu eylemden sorumlu tutulmasını sağlamak ister. Bu durumda evli bir kişiyle duygusal veya cinsel ilişki içerisindeki 3. kişiye karşı sözünü ettiğiniz manevi tazminat talepli davalar açılabilmekte idi. Ancak sadakat yükümlülüğü eşler arasında geçerlidir ve evlilik birliği dışında kalan kişilerin diledikleri kişiyle duygusal/cinsel ilişki kurma özgürlüğünü kısıtlayamaz. Bununla birlikte evlilik birliğinin kişiye toplum nezdinde sağladığı statü, eşlerin kişilik haklarının bir parçası değildir, bu nedenle de sadakat yükümlülüğünün ihlali tek başına kişilik haklarını zedeleyen bir eylem değildir.  

Nitekim, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu 06.07.2018 tarih ve 2017/5 sayılı kararı ile bu konudaki tartışmalara noktayı koymuş ve aldatılan eşin üçüncü kişiden manevi tazminat isteminde bulunamayacağına nihai olarak karar vermiştir.

BOŞANMA DAVASINI HANGİ TARAF AÇMALIDIR? DAVAYI AÇAN HAKLI MIDIR?

En çok karşılaştığımız sorulardan biri de “Davayı kim açmalı?” ya da “Davayı açan/önce açan haklı mıdır?”, “Dava masraflarını kim ödeyecek?” şeklindeki sorulardır. Çekişmeli boşanma davaları bakımından tarafların boşanma talep edip/etmemesi, dayandıkları boşanma nedenleri, dava kapsamındaki talep ve delilleri cevapları farklılaştırmaktadır. Şunu söylemek gerekir ki, davanın önce veya sonra açılmasının hak sahibi olmakla ilgisi yoktur ancak dava veya karşı dava açılmaz ise karşı taraftan tazminat talep etmek mümkün değildir. Dava masrafları söz konusu olduğunda ise, boşanmayla birlikte talep edildiğinde tazminat ve nafaka tutarına bakılmaksızın maktu dediğimiz, konusu para olmayan davalar için belirlenen harcın ödeneceğini söylemek faydalı olacaktır.    

ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASINI BUGÜN EŞLER KENDİ KENDİLERİNE BİLE AÇABİLİYORLAR. ANLAŞMALI BOŞANMADA AVUKATA İHTİYAÇ VAR MIDIR?

Bugün hemen herkes anlaşmalı boşanmayı en ince ayrıntılarına kadar biliyor veya bildiğini düşünüyor fakat Google’da en çok aranan başlıklardan biri “boşanma protokolü örneği” olduğunu görüyoruz.

Kişilerin dava açarken avukatla temsil zorunluluğu yoktur ancak ihtiyacı vardır. Basit bir örnekle anlatmak gerekirse, protokolde taşınmaz devrine ilişkin düzenleme yer alacaksa ilgili maddede “tescil” ifadesine yer verilmesi tapuda yüksek harçların ödenmesinin önüne geçecektir.    

NAFAKANIN KALDIRILMASI MÜMKÜN MÜDÜR? NAFAKA ÖDEMEYEN TARAFA KARŞI BAŞVURULABİLECEK YOLLAR NELERDİR?

Nafakayla ilgili düzenlemeler sıklıkla gündeme gelmekte ve ilgi uyandırmaktadır ancak henüz yasal olarak nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılması vs. söz konusu değildir. Bu nedenle soruyu bugün geçerli şartlara göre yanıtlamak yerinde olacaktır. Nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması mümkündür. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde nafaka kendiliğinden sona erer.

Mahkeme kararı ile nafakanın kaldırılması da mümkündür; alacaklı tarafın fiilen evliymiş gibi yaşaması, ekonomik durumunun nafakaya ihtiyaç duymayacak şekilde iyileşmesi yani yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hallerinin borçlu tarafından ispatı üzerine mahkemece nafaka kaldırılır. Nafakanın arttırılmasına veya azaltılmasına ise tarafların talebi üzerine, tarafların maddi durumlarındaki değişime ve hakkaniyete göre mahkemece karar verilebilir. Örneğin bizde nafaka borçlusu genellikle erkek/baba olmakta ve yeniden evlenmesi halinde yeni evliliği gerekçe göstererek mahkemeden nafakanın indirilmesini talep edebilmektedir.  

Nafaka ödemeyen taraf hakkında nafaka alacaklarının tahsili amacıyla icra takibi başlatılabilir.   Bu şekilde bir takip başlatılarak geçmiş 10 yıllık nafaka alacağının da talep edilmesi mümkündür. Cari nafaka alacakları diğer alacaklara göre daha üstün tutulduğundan borçlunun maaşı veya emekli maaşı üzerine haciz koyulması mümkündür. İcra takibine rağmen süresi içinde ödenmeyen nafaka alacağı nedeniyle nafaka borçlusu hakkında, şikayet halinde üç aya kadar hapis cezası verilir.